Kategoriler
Anılar

Bu dünya konuşsaydı acaba ne derdi?

Suların su borularında donduğu karlı , soğuk bir mart günü doğmuşum. Dört gün erken gelmiş olsaydım annemle aynı gün doğmuş , balık burcu bir çocuk olacak iken 22 Mart sabahını tercih etmişim .. Çok genç yaşta anne , anane ve hatta büyük anane yaptığım için ailemde kıymetli bir çocuktum. Çünkü hala hayatta olan dördüncü kuşağın ilk bebeğiydim. Ananemin ilk torunu olarak hep el üstünde tutulacak onun gözünde benden sonra doğan diğer kuzenlerime olan yaklaşımından bunu fark edecektim. Bunun neticesinde biraz da şımaracaktım. 1999 yılının sonuna kadar Ispartanın bahçelievler mahallesinde gecekondudan bozma dededen kalma bir evde yaşadık. Elektriği sık kesilen , soğuk kireç kokusunun hiç gitmediği doksanlı yılların eviydi. Oldukça fakir insanların arasında karnımızı doyuracak kadar zengin , insan olmanın kusurlarını kabul edecek kadar mutluyduk.. Her gün annemle kreş yolunu yürürdük ..Annemin iş yeri olan kreş.. belediye otobüsüne para verilmezdi onun yerine o uzun yolu yürürdük. annem iş yerinden dönüşlerde beni ödüllendireceğine söz verir bu çileye razı gelmemi sağlardı.ödülüm bazen sürpriz yumurta bazen külahta dondurma çünkü ben bu ikisine bayılırdım.. annem bu şekilde bana alması gereken şekerlemeleride aradan çıkarmış olurdu..her gün geçtiği yolda tek başına kadın olmanın verdiği çaresizlik olsa gerek yaşlı bir kadının işlettiği bakkaldan başka bi yer bulamamıştı annem.bakkalcı teyzede bizi benimsemişti başka bakkala gitsek gönül koyacak gibiydi.Annemin yanında her zaman uyumluydum, o nasılsa bende ona çekiyordum günden güne , büyüdüğümde de değişmedim.Uğradığım zorluklara bir iç tevekkülle hep tepkisiz kaldım.Yüksek sesle konuşmanın ayıp gönül kırmanın günah olduğuna inanan insanların arasında büyüdüm için olmalı kavga etmek yerine kavga sebebinin yükünü çekmeye hep hazırdım.Kreşin ücretsiz gelen tek çocuğuydum .. Ancak bunu fark edecek ne ben yaştaydım ne arkadaşlarım, şartlar eşitti hatta annemin aşçı olmasından ötürü torpilli bile denebilir.. her boşlukta mutfağa annemin yanına gider, günün kalan yemek ve tatlılarını kontrolsüzce yerdim. Bu nedenle hem tombik bir çocuktum hem de öğretmenlerimin dilinde ismim mutfak kedisiydi.Annemin mutfakta yardımcısı Malike abla..Beni çok seven gencecik bir kızdı..Alkolik Babasından şiddet gören ailesi ve hayırsız kardeşlerin olduğu bir evde yaşardı.. Gelecekte onu talihsiz bir hayatın beklediğini fark edemeyecek kadar neşeli bir kızdı. Kreşin en parlak çocuklarındandım en iyi lego dan kuleleri ben yapar zengin kreş çocuklarını şaşkına çevirirdim , ateriyi en çok ben oynar çizgi filmleri en çok ben izlerdim.. Kreşin sahibi orhan amca ve Ayla teyzenin göz bebeğiydim.Bu yüzden yıl sonu müsamerelerinde uzun peruklu , kocaman yüzükleri olan kolsuz ceket içinde bir barış mançoya dönüşüyordum. Malike ablam Orhan Amcam beni hep Barış Manço yapardı..Ayla teyzede kısık gözleriyle alkışlardı

Kaderimin ilk durağı Antalya ..

Bundan sonra hayatımda hep hasret baskın çıkacaktı.. bundan böyle o eski evleri eski yaşamları eski komşuları özleyecektim.. Pekçok eşyayı geride bırakmak kimini satmak kimini eşe dosta dağıtmak zorunda kalacaktım.. henüz altı yaşında dört tekerlekli turuncu bisikletimle Antalya’ya girdiğimizde bunun bir kader olacağını nerden bilebilecektim.. büyük babannem Petek Yoldaş , babannem nergiz yoldaş , ananem Gülsüm arabacı , dedem Ramazan arabacı .. her gördüğümde bir sene daha yaşlanacaklardı..ilkokul sıralarında ölüm boşanma hastalık gibi hayatın kaçınılmaz gerçekleri ile tanışarak büyümediğim için bir sonraki yıl onları bir daha görememek hiç aklıma gelmeyecekti .. İyiki hayatımın çok özlediğim bir bölümüyle başladı gösteri : Antalya günleri, yani çocukluğumun ekseni olduğu dedeli nineli büyük anneli teyzeleri enişteli Dayılı amcalı kuzenle çok kalabalık bir aile ortamından kopup , üç kişilik Çekirdek ailemin yalnızğında hayal dünyamı keşfettiğim üstüne titrenen çocuktan normal çocuğa hatta sokakta oynayan Özgür çocuğa dönüştüğüm evre , beni ben yapan özelliklerin huyuma Suyuma Sindiği dönem .hangi gizli el yönetiyorsa kamerayı aşk olsun . antalya nem kokardı , belki pek sevilesi değildi bilemiyorum ama o koku bana uzun bir yolun sonunda evime varma duygusu verirdi, nasıl ki tren garlarındaki duman kokusu , şehirler arası otobüs seferlerindeki soğuk molalar ulaşma sembolleri ise büyüdüğüm kentin tuz kokusu da öyleydi sıla kokusu gibiydi şu an bile burnumda tütüyor . bu satırları yazarken bir şey daha fark ediyorum bir çocuk hayatının ilk 5-10 yılını nerede geçirdiyse o yerin gönlünden ve beyninden sökülüp atılması mümkün değildir, dünyanın en çirkin en ilkel köşesi bile olsa büyüdüğü yer hep sevgi ile hatırlanacaktır. Ömrünün sonuna kadar.

Erzurum

İlk evden çok uzak bambaşka bir kültüre cenneti garantilemişcesine günahsız sudan çıkmış balık kadar çaresiz, vardım. ve artık büyüyordum.. Bazıları büyümek için can atarlar oysa ben gitti miydi hiç dönmeyeceğini bildiğimden olsa gerek çocukluğundan zor ayrılanlardanım ama hayat bunu gözardı edip beni büyümeye zorluyordu çeşitli vesilelerle. İnsan oğlunun birden bire gözünün dönüp bir hayvana dönüşebileceğini kırıp dökebileceğini sövüp dövebileceğini hatta öldürebileceğini görmüştüm hem de elle tutulur hiçbir neden olmaksızın.. İlk kısa fimlerimi Erzurum’da çekmeye başlamıştım , İnternetle ilk burada tanışmıştım. İlçenin ve okulun popüler çocuğu olmanı tadını kışın en çok olduğu şehirde tatmıştım.

Bursa

Korkunç bir kültür göçü yaşamıştım. Bursa Hasan Ali Yücel lisesi , gençlerin sosyalizm , mankenlik , futbolculuk yaptığı bir üniversiteydi. sofra bezi eteklerden,etek giymeyen kızların lisesinde payıma düşün memur çocuğunun inek gibi çalışkan olmasıydı ..Fırsatın kazası olmazdı ancak bir kez daha bir çok fırsatı kazaya bırakmıştım .internetin olmadığı odamda ilk kez radyo ve şiirle tanışmıştım.Her seferinde yatağa bağdaş kurup büyülenmiş gibi hiç kıpırdamadan gözümü bile kırpmadan dinliyordum , bir rüzgâr esiyordu şiirlerden bana doğru beni önüne Katip uzak gönül ülkelerine götüren bir rüzgâr… 2011 yılında liseden mezun olarak eğitim hayatıma erken veda etmiş olacaktım. Keşke hayatım boyunca , yol ayrımlarını seçerken , bütçe açığını kapatırken , eşlerimi seçerken hep o iç sesi duya bilseydim kulaklarımda. hayat okulunda çakan ben eğitim hayatımı takdirnamelerle bitirdim hangimiz takdirname ile bitirmedik ki..2011 senesi tek hayalim istanbula kendimi atabilmek iken aile meclisinin kararıyla Kayseri polis okuluna biletim kesilmişti.. Buna o günlerde üzülüp üzülmediğimi hatırlamıyorum .planladığım yolculuğu yapamadığıma yanarım hala.o yolculuğa çıkabilseydim belki kader çizgim başka yöne doğru akardı. belki aynı yazgıyı yine yaşardım ama hiç olmazsa anılarını hiç unutmayacağım bir yolculuğum olurdu.. kader mi alnımızda yazılıyor yoksa biz mi batırıyoruz kalemimizi mürekkebe inanın bu yaşımda hala bilmiyorum..

Kayseri

Bursa’dan yola çıktığım gece ; beklemeye tahammülüm yoktu heyecandan ölmek üzereydim bir türlü uyku tutmamış geceyi şafak sökene kadar gözüm açık geçirmiştim belirsizliklerle dolu bir dönem başlıyordu hayatımda.Hüzün içinde gittim . minik İsa büyüyordu bir çok şeyi göğüsleyerek ben ve bütün arkadaşlarım büyüyor büyüdükçe değişiyorduk çocukluğumuz erişemeyeceğimiz kadar uzakta kalıyordu Bize hiç fark ettirmeden.Zaman masumiyetimizi katıksız neşemizi mızıkçığlıklarımızı oyunbazlıklarımızı kimimizin annesini kimimizin babasını silerek geçip gidiyordu. bu muydu hayat bu kadar acımasız miydi , içim birden çok ama çok acıdı..İki yıl sürecek rüyanın ilk dakikalari böyle başlamıştı hayatımda..Alışık olmadığım bu durumu içime sindirmeye çalıştım. Ne günlerdi .Özellikle yatakhane hayatımız söz konusu olduğunda ışığı zamanında kapatmamak yüksek sesle şarkı söylemek saat o 11’de çocuklarla hala derin bir sohbetin tam ortasında olmak gibi vazgeçemeyeceğim anılarım var.Tiyatro günlerim , maç izleme günlerimiz niceleri . 1. Sınıfın sonunda bu işi yapamayacağıma karar vermek dışında kötü bir şey kalmadı hafızamda.Böyle düşünmüştüm uyuyamadığım geceler boyunca , ayık kafayla uykuya dalabildiğim gecelerde rüyalarımda düşündüm. Okulun psikoloğu Gökhan Aslantürke konuştuğum bu konudaki deneyimimi bugün hala şaşkınla dinliyor insanlar.okul müdür yardımcı Yunus müdür mezuniyet günü babamla benim yanıma gelerek bu çocuğa tiyatro yaptır dediğinde babamda zaten boş zamanlarında polislik yapacak diyerek esprili ancak sahte bi cevap vermiştim Yine bir fırsatı kazaya bırakmıştım ..

Kütahya

Memuriyetin ilk durağı .Bir müddet kendi sularında yüzmenin verdiği iyi duygularla tadını çıkardım bulutsuz havaların.Ela gözlerim gevezeydi.Ben neşeliydim.Hatta bir keresinde kazağımı aydınlıkta inadına ters giydim , hırkamın iliklerini inadına yanlış ilikledim hayat tek başıma iken ne kadar keyifli diye düşündüm ne büyük bir mutluluk karışanın olmaması.
Neden sonra her şey okulda hissettiğim gibi olmaya başladı. Burası da bana göre değildi ani bir karar ve korkuyla kaçtım. 19 Aralık gecesi hepimizin hayatında estirecek değişimden habersiz yatağıma gittim yattım. 21 Aralık Bitlis yolcusuydum..

Bitlis

Kışın en çok olduğu yer meğer burasıymış.Huzurlu köy hayatını sonrada cehennemi burada tattım . Ölüm korkusunu ölümü burada yaşadım. 22-23 yaşında kaldıramayacağım hislere burada tanık oldum.2016 nın ilk aylarında Adem abi haylin ne diye sorduğunda “ abi dalga geçme ama tam teşekkülü bir stüdyo kuracağım havalı çekimler yapacağım “ demiştim . Ne o türkü barda şiirlerini söyleyebildi nede ben bu fikre sahip çıkabildim . Bir kez daha kazaya kalmıştı..

Van

Birilerinin başı mutlaka dertte oluyordu.Memleketin tüm insanlarının dertsiz tasasız yaşayabilecekleri bir günün güneşi henüz doğmamıştı bu topraklarda. Ve benim başım dertten hiç eksik olmuyordu. Mutsuzluğum sıkışmışlığım günden güne artıyor kendimi her geçen gün yaşadığım şehre daha az aşina dünyayı daha fazla yabancı hissediyordum..2019 Ocak ayında ananem Gülsüm arabacıyı kaybettik. En son onu bir sene önce görmüştüm.o gün Odama gidip yatağıma girdim ağlamak istiyordum ama gözyaşlarım akmaz olmuştu anneannemin ölümünde yüreğimde hissettiğim yakıcı acıyı ve isyanı boşuna bekledim içimde sadece tuhaf bir boşluk vardı. bana okula giderken battaniyesinin altına sakladığı kahverengi çantasından haşlık çıkarıp veren ananem artık yoktu bir boşluk hissediyordum ama hepsi buydu ne yazıkki.Mayıs 2021 Babannem Nergiz Yoldaşı kaybettik .. ölümden hiç korkmadı derin bir iç tevekkülle sakince veda etti bu hayata .. Şimdi geride dedem Ramazan Arabacı kaldı . Dedem o sırada evdeyse ne olacak bu memleketin hali dedem evde yoksa ne olacak bu dedemin hali bu konuşulur oldu ..

Ah ne kadar güzeldi hayat ne kadar gamsız tasasız coşkuluydu öğrenciyken .bu sabun köpüğü gibi hafif hayatımın içine limon sıkana kadar..

İstanbul

Allah benim bilmediğim bir sebepten dolayı istemiyordu.. kaderci olmak doğru olmayabilirdi ama insanın durumunu kabullenmesine yardımcı oluyordu.olayların akışına teslim olmanın getirdiği huzura ihtiyacım varmış..Bana tatili az çalışması bol bir kader yazılmıştı anlaşılan.. emekli olduktan sonra da hep çalışacağım sanırım.Planda bu yoktu ve artık istanbuldayım.Bu daha önce karşılaştığım kalpsizliğin birebir aynısıydı.

Kim kimin derinliğini görebilir ? Kim kimi anlayabilir .. Kimseler görmedi bu dünyadan bir ben geçtim.Her seferinde salona gelip oturdum ve artık benim olmayan güzel evime baktım saatlerce.Henüz içinde büyüdüğüm evlerin hiçbiri yıkılmamış olduğundan bu kederin tozunu abartılı bulurum,bazense çok az.
Maksim Gorki demiş ya hani

“Her sabah nereye gittiğini bilmeden işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği işi yapan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği kişilerle yaşayan, gelip geçen bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları.” işte o hesap .

Şimdi
Denizden burnum ve omuz başlarım iyice kızarmış buram buram tuzlu güneşe bakarak keyifle eve döndüğün bir öğlen vaktini özledim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.