Türk Kahvesi
Candan Erçetin söz vermiştin şarkısında şöyle diyor;
Paylaşılmıyor hüzün
Paylaşamam yolu yok bunun
Anlatamam sözü yok bunun
99 yılında çıkan bu şarkıdan günümüze pekte değişen bir şey yok.
Kafam yine tuhafiyeci dükkanı gibi karmakarışık, gerçi 30 yaşında kimin kafası karışık değil ki.
Bugün ıssız, kimsesiz bir tepede, güne veda ediyorum . gökyüzünde yağmurunu bekleyen bulutlar , yerde ise kokusunu arayan çiçekler var.
Hayretlerim meraklarım, keşkelerim, pekilerim , niçinlerim , göklerimi köklerimi, toz toprak kalbimi, kırık bavulumu, dökük hikayelerimi aslında benim olmayan her ve hiçbir şeyi. Bu tepeden atmak isterdim.
Kaç balkonlu ev burası kadar güzel olabilir.
İnsan bir şeyler atmaya kıyamıyor.
Heybetli şeyler söylemeyeceğim zira herhangi bir dağa çarpınca suyun dibini kolayca boyluyorum. mutsuz olmaya en önemlisi de acıtan bir özleme ayıracak vaktimizin olmadığını biliyorum . Ancak kaçacak deliğin olmadığında, acıyla yüzleşmek de kaçınılmazsa en iyi bilinen şeyi yapmak gerekir.
Acıysa acı , özlemse özlem…
Acının insanı yola getirdiğini söyleler . Belki doğrudur bilmiyorum.
Şimdilik beklemekle meşgulüm. Giderek çürüyen bir dünyanın telaşına pekte vaktim yok. Can sıkıcı gibi dursa da bu bekleme mecburiyeti kendine hep hayran bıraktı.
Şu günlerde tekrar etmeye değer bir şeyler öğrendim.
“Olasılıkların sınırsızlığı hiç bir olasılıkta ısrar etmemeye çağırır. Hangi seçenek yorduysa , sıktıysa bir diğerine geçme konforu , kişiyi bir süre sonra daldan dala atlayarak hiçbir olasılıkta ilerlememiş olan bir yüzer gezere , bir yüzeysele evirir. Derinlik çatışmadadır”
.
İnsan en büyük körlüğü kendisiyle yaşıyor...
Bu arada Türk Kahvesi ne acı bir şey, karşı konulmaz bir teklifiniz yoksa çekilecek dert değil 🙂
biraz zaman İsa poyraz
başka bir şarkı ait olduğu dansı çağırıyor..
“o bildiğim bütün aşk bahçelerinin, en nadide çiçeğisin” 🎶
Gün batmak üzere. Eve dönüyorum.

